ZEKÂ ile AKIL bu iki sözcük birbiri ile çok karıştırılmaktadır. Akıl ve zekâ neredeyse birbirlerini açıklayan sözcükler olarak bilinmektedir. Bu anlam kargaşası anne ve babaların çocukları hakkında yanlış kararlar almasına neden olmaktadır.

Çağımızda beyin araştırmaları oldukça hızlı gelişmektedir ve birçok perspektiften beyin mercek altına yatırılmıştır. Zekâ- zihin- akıl ifadelerinin beynimiz için ne anlama geldiği konusunda önemli bilimsel makaleler yayımlanmıştır. Geldiğimiz noktada salt zekâ yaşam boyu yaşayacaklarımız için yeterli değildir. Artık çok iyi bilinmektedir ki zekâ sabit bir sayı değildir, eğitim ve öğretim ile gelişen bir potansiyeldir, performans göstergeleri ile değerlendirilir. Bu potansiyel sekiz performans merkezinden oluşmaktadır. Bazı merkezler, doğuştan baskın olsa da eğer bu merkezler temel eğitimi görmemiş ve alana özel gerekli bilgiler ışığında bir eğitim ve öğretim ortamında bulunmamışsa, ulusal ve uluslararası bilimsel ortamlarda pek de kabul görmezler. Bu tür yeteneklere ALAYLI denir. Alaylılar, o alanın bilimsel öğrenimini yapmış kişiler kadar başarılı olamamakta gerekli rekorlara imza atamamaktadırlar.

“Çocuğum çok zeki” “IQ’su 135” yaklaşımı genelde o çocuğun, “ben zaten zekiyim, zekâmın sayısı da çok yüksek benim çalışmama gerek yok.” Mesajını almasına neden olur. Bu mesaj, hem yeteneğini hem de aklını ve zihnini geliştirmek için gereksinimi olan çalışmaları yapmasına, emek harcamasına engel oluşturmaktadır. Oysa başarının arkasında pekiştirme çalışmalarının olduğu kanıtlanmıştır. Zekâ eğitilmediği takdirde ve gerekli konu pekiştirmelerini yapmadığı takdirde alansal başarıyı çoğunlukla yakalayamamaktadır.

Sayın Mümin Sekman’ın “ Her Şey Seninle Başlar” kitabında da olduğu gibi planlanmış, programlanmış, yaratıcı, uygulamaları başarılı bir zihin/akıl yaratmanın yolu kendinle ilgilidir. İçinde bulunduğun öğrenme ortamlarının tümünü zihin/akıl geliştirmek üzere kullanman gerekmektedir. Okul, öğretmen, müze, sergi, konser vb. gibi etkinlikler bir araçtır. Bu araçlardan yararlanmayı bilmeyen, sade veya halk diliyle kuru bir zekâya sahip olmakla bir sonuca varamaz. Eğitimsiz Zekâ diyebileceğimiz bu durumu şöyle açıklayabiliriz. Biliyoruz ki dünyada beklenen toplumsal başarıya imza atamamış birçok zeki insan vardır.

Anlam kaymasına uğrayıp gerçek anlamlarını kaybeden ve kargaşa yaratan akıl ve zekâ sözcüklerinin anne ve babalar hatta öğretmenler tarafından anlamına uygun kullanılması, artık gelecek için de çok önemlidir.

ZEKÂ: Bilinenlerden yararlanarak bilinmeyenleri ortaya çıkarma gücü ve beyinde yer alan yetenek merkezlerini kullanabilme potansiyelidir. Çağımızın önemli bilim adamlarından biri olan Howard Gardener, zekâ sözcüğünü çok net ve anlaşılır biçimde açıklamakta ve sınıflandırmaktadır. Bunlar; Matematiksel, Mantıksal Zekâ, Dilsel Zekâ, Müziksel Zekâ, Bedensel Zekâ, Bedensel Zekâ, Görsel Zekâ, Kişisel Zekâ, Liderlik Zekâlarıdır.

ZİHİN/AKIL: Bilinç, irade, düşünmek, kavramak, hayal etmek, dikkat etmek, hafızaya kaydetmek gibi beyinsel faaliyetlerin tümüdür. Daha iyi anlamak için içeriğini tanımak gerekir. ( Ülkemizde ZEKÂ ile karıştırılmaktadır.)

ZİHNİ/AKLI oluşturan özellikler şöyle sıralanabilir.
Anlama, anlatma, eşleme, analiz, sentez, bellekte tutma, öngörme, gözlem, sonuç çıkarma, sezme, çözüm üretme, denge, kararlılık, esnek olma, organize olma, odaklanma becerileridir. Tüm bu anlam ve özellikleri doğru algıladığımızda bütünsel insana ulaşmak çok daha kolaydır. Bu saydığımız beceriler eğitim ile kazandırılabilir becerilerdir. Ancak eğitimciler, aileler tarafından sözcük anlamı bilinip önemsendiğinde ÇOCUĞUN AKLI inşa edilir.

Yine Howard Gardener’ın “Geleceği İnşa Edecek Beş Akıl “ teorisiyle Zekâ ve Akıl kavramları arasındaki farkı daha iyi anlayabiliriz. Sevgili yavrularımız göz bebeğimiz çocuklarımız için öğrenme ortamlarını, anlamlarına uygun biçimde organize edebiliriz.

Howard Gardner, Aklın önemini ve zekânın ancak böyle bir akıl geliştirildiğinde değer kazandığını, geleceğin başarılı insanlarının, beş akıl/zihne sahip insanlar olacağını savunuyor.

Disiplinli Akıl, Sentezci Akıl, Yaratıcı Akıl, Saygılı Akıl, Etik Akıl.

Gardner teorisini “Geleceği inşa edecek beş akıl” olarak sunmaktadır. İnsanların gelecek çağların dünyasına uyum sağlamalarını, açıkladığı bu akıl tiplerine sahip olmalarının sonucu olduğunu vurgulamaktadır. Geleceğin dünyasının her yeri kaplayacak arama motorları, robotlar ve diğer bilgi işlem aygıtları ile donanacağını, bunlar için de tercihlerin bu işleri kotarabilecek yetenekler olacağını ve bu yeteneklerin şimdiden hazırlanması gereğini kitabında çok anlaşılır bir dille açıklamaktadır.

Eğitimciler, ( Anneler-babalar-öğretmenler) insanların sahip olduğu tarih bilinci ile yüzlerce kültür ve alt kültürlerle akıllı ve bilinçli tercihler yapma olanaklarına sahip olmasıyla diğer canlılardan ayrıldığını bilmeliler ve insan beyninin işleyişi ile ilgili bilgi ve bulguları özümsemeliler ve kendi yetiştirecekleri kişiyi çok iyi tanımalıdırlar.

Tüm bunlardan sonra insanoğlunun gerçek gereksiniminin kuru bir zekâ değil eğitilmiş ve öğretilmiş beş akla sahip olmasıdır. Bu akıl tiplerine sahip olan kişiler, muhtemel olaylarla ve beklenmedik durumlarla baş etme konusunda daha donanımlı olacaktır. Bu akıl tiplerine sahip olmayan kişiler de anlayamadığı ya da kontrol edemediği kuvvetlerin insafına kalacaktır. Şimdi sizlere bu akıl tiplerini bu yazımızda kısaca tanıtmaya çalışalım.

Disiplinli Akıl; bir ya da birkaç alana özgü düşünme biçimlerinde ustadır. Her alanın, sanat dalının, mesleğin kendisine özgü bir kavrama biçimi vardır. Pek çok araştırmaya göre sadece bir alanda yetkinleşme süreci on yıla kadar uzayabilmektedir. Disiplinli akıl, bilgi ve becerilerini geliştirmek için sürekli emek harcanması –çalışması- gerektiğini bilir. En az bir alanda uzmanlaşmayan kişiler başkalarının dümen suyunda gitmeye mahkûmdurlar.

Sentezci Akıl; Gereksinimi olan verileri farklı kaynaklardan elde etmeyi bilir. Bu verileri anlamlandırıp değerlendirirken nesnel ölçütler kullanır ve bunları hem kendisi hem de başkaları için anlamlı olacak şekilde bütünleştirir. Bilgiler ve bilgilerle ilgili veriler, baş döndürücü hızla artmaya ve değişmeye devam ettiği için gün geçtikçe sentez yapabilme yetisi önem kazanmaktadır.

Yaratıcı Akıl; Disiplin ve sentez üzerinde yükselen yaratıcı akıl, yenilik peşindedir. Yeni fikirler ortaya koyar, sorulmamış sorular sorar, yeni düşünme tarzları geliştirir, sıra dışı sonuçlara ulaşır. Keşfedilmemiş sulara demir atan yaratıcı akıl en karmaşık bilgisayar ve robotların bile bir adım önünde gider.

Saygılı Akıl; Günümüzde hiç kimsenin kendi kabuğuna ya da yaşadığı köye kapanıp bir hayat süremeyeceği herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Saygılı akıl, bireyler ve gruplar arasındaki farklılıkları görür ve bunları hoşgörü ile karşılar. “ Ötekileri” anlamaya çalışır. Ve onlarla işbirliği kurmanın yollarını araştırır. Herkesin herkesle bağlantılı duruma geldiği dünyamızda hoşgörüsüzlük ve saygısızlık artık insanlık adına geçerli seçenekler değildir.

Etik Akıl; Saygılı akıldan daha soyut bir düzeyde hareket eden etik akıl ise, kişinin kendi çalışmasının doğasıyla içinde yaşadığı toplumun ihtiyaç ve talepleri üzerinde kafa yorar. Bu akıl tipi, çalışanların kişisel çıkarların ötesindeki amaçlarla nasıl hizmet edebileceklerini ve vatandaşların herkesin esenliği için özveriyle çalışabileceklerini kavramlaştırır. Etik akıl yukarıdaki analizleri esas alarak davranır.

Howard Gardner’ın “Beş Akıl” teorisine devam ediyoruz. Bahsedilen akıl tiplerinin geliştirilmesi söz konusu olduğunda en önemli dayanağımız öğrenme/ öğretme genel olarak eğitim işidir. Çünkü taze zihinleri tanıma ve geliştirme konusunda en önemli yükü eğitimciler okullar üstlenmiş durumdadır.

Günümüz ve yarının kültüründe arkadaş grupları, görsel ve yazılı medya, teknoloji, sosyal paylaşım siteleri en az okullar, öğretmenler kadar insanın gelişiminde rol oynamaktadır. Bu nedenle de aileler çaresiz kalmakta çocuğunu ve kendisini yönlendirecek okullar, danışmanlar, psikologlar aramaktadır.

Son yıllarda eğitim ile ilgili sloganlar içinde doğru olan bir tanesi varsa o da eğitimin yaşam boyu sürmesi gerektiğidir. Buradan hareketle iş yerlerindeki yöneticiler, alanında yetkin, etkili ve becerileri gelişmiş, kurumsal saygısı olan ve meslek etiğine uygun kişiler aramaktadır. Yani disiplinli, sentezci, yaratıcı, saygılı ve etik akla sahip kişiler… Bu nedenle okul ve öğretmenlerin, “BEŞ AKLI hem kendilerinde hem de sorumlu oldukları kişilerde geliştirmek için uğraş vermeleri gerekmektedir.

Bundan önceki eğitim süreçlerinde AKLA odaklanmaktan çok ZEKÂYA odaklanıldı. Zeki insanlar arandı, ayrıştırıldı, zekânın varlığı sayısal olarak ölçüldü, hatta savunma durumuna dönüştürüldü. Çocuk zekiyse eğer her şey olur. Yeter ki okul ve öğretmen yetkin olsun. Oysa zekâ bir potansiyel, uygulayacak bir ortam buldukça gelişir. Akıl ise üzerinde odaklanılması ve eğitiminin sağlanması ile şekillenip geliştirilebilecek davranışlar ve tutumlar bütünüdür. Winston Churchill’in şu sözlerinden gelecek konusunda ne kadar da ileri görüşlü olduğu anlaşılır. “Geleceğin imparatorlukları, AKIL imparatorlukları olacaktır.” Ayrıca bu sözle birlikte onun yaptıkları, beş akla nedenli sahip olduğunun göstergesidir. Atatürk de “benim mirasım, akıl ve bilim yoludur.” Sözleri ile aklın bilimle ilişkisini ortaya koymuştur. Ne kadar haklıdır. Bilim ve teknolojide uzmanlaşmayan insanlar, gereksinim duydukları verilere ulaşamaz,verileri etkin bir şekilde kullanamaz, anlaşılır biçimde sentezleyemez ve sorgulayamaz. Bu alanlarda belli bir birikim oluşturmayan insanlar, önemli sektörlerde devamlılık arz eden büyümeye katkıda bulunamaz, dahası kök hücre araştırmaları, nükleer enerji santralleri, genleriyle oynanmış besinler, ya da küresel ısınma, biyolojik ve psikolojik savaşlar gibi tartışmalı konularda fikir üretemez. Bunun için bilim ve teknoloji alanlarında belli bir temele sahip olmak gerekir.

Genç İnsanlar, yeni ve modern dünyayı anlamak ve bu gezegenin bir parçası olabilmek için bilimsel düşünmeyi öğrenmek zorundadırlar.

Şule Yurcu
Uzman Eğitimci